çok duygusalmışım
dün dediler
Salı, Ocak 23, 2007
Pazar, Ocak 21, 2007
yanmaz yapışmaz
teflondandı;
yanmaz yapışmaz, iz kalmaz, kolay temizlenir
tabanı ızgaralı; kendisinde iz oluşmazken, karşısında çizgi çizgi iz bırakan
tabanı ızgaralı; kendisinde iz oluşmazken, karşısında çizgi çizgi iz bırakan
teflondandı,
ne ben yapışabildim ne de gördüğüm kadarıyla başkaları
kalbi;
ne ben yapışabildim ne de gördüğüm kadarıyla başkaları
kalbi;
teflondandı
zynp
zynp
Perşembe, Ocak 11, 2007
uyu..unutursun..uyuşursun geçer..
her sabah aynı terane...hele ki gece geç yattıysam -ki bunu okuyanların en azından yarısı üstüne alabilir mesuliyeti :P
saati 06:20ye kur ki; asıl kalkma saatin 06:30a kadar fazla uyumuş gibi olasın..
bazen yüzümü yıkamaya gözüm kapalı gidiyorum karanlıkta..eheheh..sağa sola çarptığım olmuyo diil..erken kalkan başka biri varsa ve eğer karşılaşırsak korkup havalara sıçrıyorum koridorda..alıştılar artık, alla allaaaa ifadesiyle teğet geçiyolar fazla bulaşmadan..
uykusuz ya da keyifsiz olduğumda yani yeni bir gün bana ağır gelecekmiş gibiyse eğer, uyanır uyanmaz ilk düşüncem "akşam olsa da tekrar yatsam"..
Aslında uykuyu çok seven biri değilim; çok hızlı dalarım uykuya (abartmıyorum, bazen konuşurken cümlenin ortasında) ve sabah erken kalkmayı çok sevmem (ama haftasonları da en geç 9 - 10'a kadar uyurum..)
Uyku bazen en büyük sığınak ama, en güzel kaçış..düşünmemek için..
Bu sebeple uyumaya devam etmeliyim daha 1,5 saat var mesai başlangıcına ve bunun 1 saat 10 dk. kadarını serviste geçiricem..
Yaşasııın servis vaarrrr :)
arabayla gitsem uyuyamazdım, biri beni sabah arabayla alsa uyuyamazdım, taksiye binsem uyuyamazdım..ama servise binicem..yani tek yapmam gereken kendimi toplayıp giyinip servise kadar gidebilmek..sonra koca 1 saat daha uyku :) çünkü ben her sabah aslında şehirlerarası yol gidiyorum;
istanbul-kocaeli..ve bu fazladan uykuyu hakediyorum.
07:15 servis geldi...E-5 o kadar kalabalık ki..mümkün olduğunca az açık gözlerim uykum kaçmasın diye..servis geldi, otomatik kapısı açıldı..sağdaki tekli koltukların ikincisindeyim yani güvendeyim; gönül rahatlığıyla uyuyabilirim artık, nasılsa gideceği yeri biliyor servis..
güzel bi sessizlik oluyo sabahları serviste, akşamların aksine..sadece hayal meyal duyulan ve çoğunluk uyuduğu için cevapsız kalan "günaydın"lar uçuşuyor havada..duyması güzel sabah sabah ama cevaplaması bazen zor, cevap bekleyen de yok zaten..adettendir, uyuyanlara günaydın demek :) koca 1 saat uyuyorum..60 dakika..uzuuun upuzuuun yol boyunca, kendi sıcak koltuğumu kimseyle paylaşmadan nerdeyse hiç temasla..kulağımda sevdiğim şarkılar çalıyor..canım, şoföre emanet..servis gideceği yeri biliyor..
Servisten ayrı kalmam 19:00a kadar sürüyor :( koltuğuma kimler oturuyor kim bilir?.
Eşyalara bağlanırım ben, insanlara bağlandığım gibi..
Başkası otursun istemiyorum; sevdiklerimi paylaşmayı sevmiyorum..
Akşam servisleri daha neşeli; herkes kendi yerinde ama bu sefer uyanık :) eee..artık ayılmışız tabii..uyumak isteyenler ara ara söleniyor bize ama dinleyen kim?..
"müziğin sesini biraz açabilir miyiz baki beyy"
"müziğin sesini biraz kısabilir miyiz baki beyy"
"bu şarkıyı geçebilir miyiz baki beyy"
Yol daha çabuk geçiyor konuşunca, gülünce..eğer uyumayıp da kulağında müzik yolu izlersen gene düşünmeye başlarsın..
Yapma, ne gerek var, düşününce çözüm bulabilecek misin sanki....
dayan az kaldı tekrar uyumaya, unutmaya, uyuşmaya..
zynp
saati 06:20ye kur ki; asıl kalkma saatin 06:30a kadar fazla uyumuş gibi olasın..
bazen yüzümü yıkamaya gözüm kapalı gidiyorum karanlıkta..eheheh..sağa sola çarptığım olmuyo diil..erken kalkan başka biri varsa ve eğer karşılaşırsak korkup havalara sıçrıyorum koridorda..alıştılar artık, alla allaaaa ifadesiyle teğet geçiyolar fazla bulaşmadan..
uykusuz ya da keyifsiz olduğumda yani yeni bir gün bana ağır gelecekmiş gibiyse eğer, uyanır uyanmaz ilk düşüncem "akşam olsa da tekrar yatsam"..
Aslında uykuyu çok seven biri değilim; çok hızlı dalarım uykuya (abartmıyorum, bazen konuşurken cümlenin ortasında) ve sabah erken kalkmayı çok sevmem (ama haftasonları da en geç 9 - 10'a kadar uyurum..)
Uyku bazen en büyük sığınak ama, en güzel kaçış..düşünmemek için..
Bu sebeple uyumaya devam etmeliyim daha 1,5 saat var mesai başlangıcına ve bunun 1 saat 10 dk. kadarını serviste geçiricem..
Yaşasııın servis vaarrrr :)
arabayla gitsem uyuyamazdım, biri beni sabah arabayla alsa uyuyamazdım, taksiye binsem uyuyamazdım..ama servise binicem..yani tek yapmam gereken kendimi toplayıp giyinip servise kadar gidebilmek..sonra koca 1 saat daha uyku :) çünkü ben her sabah aslında şehirlerarası yol gidiyorum;
istanbul-kocaeli..ve bu fazladan uykuyu hakediyorum.
07:15 servis geldi...E-5 o kadar kalabalık ki..mümkün olduğunca az açık gözlerim uykum kaçmasın diye..servis geldi, otomatik kapısı açıldı..sağdaki tekli koltukların ikincisindeyim yani güvendeyim; gönül rahatlığıyla uyuyabilirim artık, nasılsa gideceği yeri biliyor servis..
güzel bi sessizlik oluyo sabahları serviste, akşamların aksine..sadece hayal meyal duyulan ve çoğunluk uyuduğu için cevapsız kalan "günaydın"lar uçuşuyor havada..duyması güzel sabah sabah ama cevaplaması bazen zor, cevap bekleyen de yok zaten..adettendir, uyuyanlara günaydın demek :) koca 1 saat uyuyorum..60 dakika..uzuuun upuzuuun yol boyunca, kendi sıcak koltuğumu kimseyle paylaşmadan nerdeyse hiç temasla..kulağımda sevdiğim şarkılar çalıyor..canım, şoföre emanet..servis gideceği yeri biliyor..
Servisten ayrı kalmam 19:00a kadar sürüyor :( koltuğuma kimler oturuyor kim bilir?.
Eşyalara bağlanırım ben, insanlara bağlandığım gibi..
Başkası otursun istemiyorum; sevdiklerimi paylaşmayı sevmiyorum..
Akşam servisleri daha neşeli; herkes kendi yerinde ama bu sefer uyanık :) eee..artık ayılmışız tabii..uyumak isteyenler ara ara söleniyor bize ama dinleyen kim?..
"müziğin sesini biraz açabilir miyiz baki beyy"
"müziğin sesini biraz kısabilir miyiz baki beyy"
"bu şarkıyı geçebilir miyiz baki beyy"
Yol daha çabuk geçiyor konuşunca, gülünce..eğer uyumayıp da kulağında müzik yolu izlersen gene düşünmeye başlarsın..
Yapma, ne gerek var, düşününce çözüm bulabilecek misin sanki....
dayan az kaldı tekrar uyumaya, unutmaya, uyuşmaya..
zynp
Perşembe, Ocak 04, 2007
fanus
Dışarda bambaşka bir hayat var…
Oysa ben, bir fanusun içinde yaşıyorum..Zeki, görgülü, entellektüel, komik, anlayışlı, nerde ne yapması gerektiğini bilen, yargısız infaz yapmayan arkadaşlar fanusu..
Dışarda bambaşka bir hayat var...
Sizin dünyanıza her an ellerindeki meşalelerle dalabilirler, herşeyi yakıp yıkabilirler..Baltalarını çıkarıp üzerinize yürüyebilir, sizi etkisiz hale getirebilirler..
Üstelik bunu sadece kelimelerle yaparlar; üsluplarıyla, tavırlarıyla, değer yargılarıyla yaparlar..Ve geride iz bırakmazlar..İz sadece sizde kalır, gösterilemez, tarif edilemez bi yerde; içerde..
Bundan yaklaşık 3 yıl önce ev kedisi olarak sokağa ilk bırakıldığımda yiyeceğim tırmıkların farkında bile diildim..Herkesi kendim gibi, bizden gibi sanmaktaydım hala; henüz fanusun üstünün açık olduğunu fark etmemiştim diyelim..O açıktan dışarı bırakıldım ve gerisi geldi..
Dışarda gerçekten bambaşka bir hayat var; tüm ahlaki değerlerime ters bir hayat..Değer yargıları artık kokuşmuş bir hayat..Samimiyetine asla güvenilmeyecek, asla kalbinizi açamayacağınız bir hayat..
yumuşak yerinizi bulup tekmelemeleri an meselesi olacaktır inanın..
Size yaklaştıkları kadar hızlı uzaklaşacaklar ve kendilerini bile hiç yakınlaşmadıklarına inandıracaklardır..Vaad etmedikleri kalmayacak ama sonra bu lafları unutacaklardır, sonsuza kadar.. Yardımcı olacaklarını söylecekler sonra size acil durumlarda aramanız için telefon numaraları bulacaklardır..
Sizi bazı bakımlardan kendilerine bağımlı yapacaklar ve aynı hızla mahrum bırakacaklardır...
Böyle güzel olduğunuzu söyleyip değiştirmeye kalkacaklar ya da güzel/yakışıklı bulmayıp sadece ”daha güzel/yakışıklı” olanını tercih edeceklerdir; başka kriter koymadan.. Sözleriyle ya da gözleriyle kur yapacaklar sonra arkalarını dönüp geldikleri cehenneme döneceklerdir..
Zekanıza yıldızlar yağdıracaklar ama fazla düşününce kızacaklardır; çünkü çok düşününce aklınıza sorular gelir; cevabını vermesi kolay olmayan sorular..
Bu durumlardan en azından birine maruz kaldıysanız siz de düşünmüşsünüzdür mutlaka; ”neler oluyor?” diye..
Bişey olduğu yok; delil yok, sizden başka şahit yok, iz yok..
İz sadece içinizde, derinde...unutmayın başka bilen yok çünkü anlatması o kadar kolay diil, farkına varması da öyle..
Dışarda bambaşka bir hayat var..Materyalizmin sis gibi çöktüğü; şekilci, kalıpçı bir hayat...
Ben fanusumdan bir daha çıkmamaya kararlıyım..aklım ya da kalbim yeni bir filiz verene kadar en azından..yani şimdilik..
zynp
Oysa ben, bir fanusun içinde yaşıyorum..Zeki, görgülü, entellektüel, komik, anlayışlı, nerde ne yapması gerektiğini bilen, yargısız infaz yapmayan arkadaşlar fanusu..
Dışarda bambaşka bir hayat var...
Sizin dünyanıza her an ellerindeki meşalelerle dalabilirler, herşeyi yakıp yıkabilirler..Baltalarını çıkarıp üzerinize yürüyebilir, sizi etkisiz hale getirebilirler..
Üstelik bunu sadece kelimelerle yaparlar; üsluplarıyla, tavırlarıyla, değer yargılarıyla yaparlar..Ve geride iz bırakmazlar..İz sadece sizde kalır, gösterilemez, tarif edilemez bi yerde; içerde..
Bundan yaklaşık 3 yıl önce ev kedisi olarak sokağa ilk bırakıldığımda yiyeceğim tırmıkların farkında bile diildim..Herkesi kendim gibi, bizden gibi sanmaktaydım hala; henüz fanusun üstünün açık olduğunu fark etmemiştim diyelim..O açıktan dışarı bırakıldım ve gerisi geldi..
Dışarda gerçekten bambaşka bir hayat var; tüm ahlaki değerlerime ters bir hayat..Değer yargıları artık kokuşmuş bir hayat..Samimiyetine asla güvenilmeyecek, asla kalbinizi açamayacağınız bir hayat..
yumuşak yerinizi bulup tekmelemeleri an meselesi olacaktır inanın..
Size yaklaştıkları kadar hızlı uzaklaşacaklar ve kendilerini bile hiç yakınlaşmadıklarına inandıracaklardır..Vaad etmedikleri kalmayacak ama sonra bu lafları unutacaklardır, sonsuza kadar.. Yardımcı olacaklarını söylecekler sonra size acil durumlarda aramanız için telefon numaraları bulacaklardır..
Sizi bazı bakımlardan kendilerine bağımlı yapacaklar ve aynı hızla mahrum bırakacaklardır...
Böyle güzel olduğunuzu söyleyip değiştirmeye kalkacaklar ya da güzel/yakışıklı bulmayıp sadece ”daha güzel/yakışıklı” olanını tercih edeceklerdir; başka kriter koymadan.. Sözleriyle ya da gözleriyle kur yapacaklar sonra arkalarını dönüp geldikleri cehenneme döneceklerdir..
Zekanıza yıldızlar yağdıracaklar ama fazla düşününce kızacaklardır; çünkü çok düşününce aklınıza sorular gelir; cevabını vermesi kolay olmayan sorular..
Bu durumlardan en azından birine maruz kaldıysanız siz de düşünmüşsünüzdür mutlaka; ”neler oluyor?” diye..
Bişey olduğu yok; delil yok, sizden başka şahit yok, iz yok..
İz sadece içinizde, derinde...unutmayın başka bilen yok çünkü anlatması o kadar kolay diil, farkına varması da öyle..
Dışarda bambaşka bir hayat var..Materyalizmin sis gibi çöktüğü; şekilci, kalıpçı bir hayat...
Ben fanusumdan bir daha çıkmamaya kararlıyım..aklım ya da kalbim yeni bir filiz verene kadar en azından..yani şimdilik..
zynp
Pazartesi, Aralık 25, 2006
taze bitmiş
kalbimin üzerine bastılar..içim ezildi..boğazımdan mideme doğru akan yanma birkaç dakika sürdü. sonra eski halime geri döndüm..yüzümdeki saçma gülümseme yok oldu (evet aşağıda bahsettiğim saçma gülümseme) ben başa sarmayı öğreneli çok oldu..
ben o masayı çok beğenmiştim, tam istediğim gibiydi. hem manzaralı, hem kuytuda..kalabalık içinde ama sessiz oturabilecektim..rezerve imiş..
ben o koltuğu çok beğenmiştim, ona oturmak istiyordum.. rahattı, yumuşaktı, turuncuydu,sıcaktı ve sağlamdı. huzurla uyuyabilirdiniz üzerinde..biri benden önce üzerine çanta koyup yer tutmuş..
ben o havayı solumak istemiştim..tazeydi, temizdi ya da bana öyle gelmişti..benden önce içine çekenler olmuş..
ben o evi çok beğenmiştim..kocamandı, aydınlıktı, modern döşenmişti ama samimiyetini kaybetmemişti. ihtişamı, zenginliği bundandı..bundandı ruhumu doyurması bakınca..benden önce tutulmuş..
ben o yola girmeyi çok istemiştim..düzdü, temizdi, denize paraleldi, genişti..Çok istedim o yoldan gitmeyi, girme dediler dinlemedim..çıkmıyormuş meğer..çıkmazmış..
Şimdilerde anlıyorum yavaş yavaş;
hayat bir zamanlama meselesiymiş...benim saatim geri kalmış..şimdi yeniden, en baştan kuruyorum ve bazı şeyler için çok geç kaldığımı biliyorum..
zynp
ben o masayı çok beğenmiştim, tam istediğim gibiydi. hem manzaralı, hem kuytuda..kalabalık içinde ama sessiz oturabilecektim..rezerve imiş..
ben o koltuğu çok beğenmiştim, ona oturmak istiyordum.. rahattı, yumuşaktı, turuncuydu,sıcaktı ve sağlamdı. huzurla uyuyabilirdiniz üzerinde..biri benden önce üzerine çanta koyup yer tutmuş..
ben o havayı solumak istemiştim..tazeydi, temizdi ya da bana öyle gelmişti..benden önce içine çekenler olmuş..
ben o evi çok beğenmiştim..kocamandı, aydınlıktı, modern döşenmişti ama samimiyetini kaybetmemişti. ihtişamı, zenginliği bundandı..bundandı ruhumu doyurması bakınca..benden önce tutulmuş..
ben o yola girmeyi çok istemiştim..düzdü, temizdi, denize paraleldi, genişti..Çok istedim o yoldan gitmeyi, girme dediler dinlemedim..çıkmıyormuş meğer..çıkmazmış..
Şimdilerde anlıyorum yavaş yavaş;
hayat bir zamanlama meselesiymiş...benim saatim geri kalmış..şimdi yeniden, en baştan kuruyorum ve bazı şeyler için çok geç kaldığımı biliyorum..
zynp
zey,zeyno,zeynebim,zeynepcan..
bloğun en başına yazmam gerekirdi aslında ama yine de kısa tarihimi bilin istedim; tabii benim size gösterdiim kadarıyla..:)
zeynepaltuntaş…2 ağustos 1977 doğumlu…kayıtlara göre nişantaşı çocuğu :) ancak kütüğü kırıkkale’de..memleketini 1 defa 1986 kışında gördü ama hala hatırlar…uzak memleketlere saygı duyar..cümle sonlarına duruma göre 2 ya da 3 nokta koymayı sever, özel bir anlam aramayın..siz de sevin; nolcak?
zeyno, zeynepcan,zeynebim,zey gibi isimlerle çağırılır, içten hitapları sever…bin türlü arkadaşı var, renk renk, çeşit çeşit..ortamlara uyar, ortamlarda aranır.Tasvirlerini ve benzetmelerini severler; kendi de sever; gülerler, kendi de güler ilk defa duyuyorsa..:P
Rengi turuncu..kırmızı kadar gözalıcı olmadı hiç; önüne gelen, rengine kapılan, sevmedi onu..
Onu sadece gerçekten sevenler oldu yanında, turuncu, kırmızı kadar tercih edilmez bilirsiniz..sorun yok :)
94ten beri tiyatronun peşinde, ara verdiği zamanlar da oldu ama her kötü hissettiğinde geri döndü..sadakat üzerine kurulu olmayan tutkulu bi aşk diyelim..ne onunla ne de onsuz..
10 yaş küçük bir erkek kardeşi var, varlığına her an şükrettiği genç bi adam..okuyan-yazan-düşünen-yakışıklı genç bi adam..Yalçın..
sosyolog sıfatını 2000 yılında aldı hala taşımakta..sıfatın hakkını pratikte verememiş olmakla beraber şu anda yaptığı işe, bakışına çok faydası oldu okulunun..Eğitim Uzmanı olarak çalışmakta; mesleğini seviyor, iyi de bi eğitmen üstelik (o kadar ukalalık olur idare edin)
haa bu arada; konuşma diliyle yazıyor olması dilbilgisinde iyi olmadığını düşündürmesin..sadece samimiyetten..
tek derdi "farkında olmak"; bugüne kadar başına ne geldiyse bundan geldi..Sonra anladı ki biraz görmezden gelse hayat ne rahat olacak..Biraz anlamasa, talepleri karşılayabilecek..Biraz az düşünse, mutluluğu yakalayacak ama size de bahsetmişlerdir okulda alışmışla kudurmuş arasındaki ilişkiden..
güzel söze çabuk kanar; genelde iyi düşünür; karşı tarafı iyi farzeder ne kadar zeki geçinse de hayal kırıklıkları bitmez vee tahmin edersiniz ki bir hayal gücü var; evlere şenlik.. :))
bu kadarla kalmıyor tabii ama gerisi de az çok yazdıklarında var; bi kısmı kurgu bi kısmı gerçek..
Her okuduğunuza inanmıyorsunuz di mi? Baştan anlaşalım da :))
Son olarak kendi cümleleriyle teşekkür ediyor hepinize; tabii aşağıdakilerden biriyseniz (onlardan biriyseniz not bırakın lütfen :))
29 yıldır süren bi hikayenin baş kahramanıyım..
dünyaya getirerek, severek, dinleyerek, ağlatarak, güvenerek, kızarak, bağırarak, dostluğunu vererek, eğlendirerek, yanımda eğlenerek, hayran bırakarak, hayran olarak, hatalarımı söyleyerek, hatalarımı kabullenerek, terk ederek, beraber içerek, dert dinleyerek, tiyatro yaparak, öperek, takdirimi kazanarak, kavga ederek, sahiplenerek, ortada bırakarak, hayatımı değiştirerek, aşık ederek, gururumu kırarak, sersem ederek, aşık olarak, aşık olamayarak, kalbimi kırarak, gülmeme neden olarak, hayatı anlamamı sağlayarak, sarılarak, iterek...yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkür ederim..
zynp
Salı, Aralık 05, 2006
gittiğim olmadı hiç
...ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim..
gittiğim olmadı hiç ama olsun, istemek de güzel...
gittiğim olmadı hiç ama olsun, istemek de güzel...
CAN YÜCEL
----------------------------------------------------------
Öğle yemeğinde arkadaşlarla sohbet ederken; herkeste bir dert bir tasa olduğu ortaya çıktı bir kez daha..herkeste bir gitme fikri; ya içinde bulundukları durumdan ya da buralardan..
“Ben mesela..” dedim; “bir arkadaşım, bir tanıdığım ya da tanımadığım ama gözümün tuttuğu biri :) bana hadi zeynep gidiyoruz dese gidicem”…
bkz: gözü tutmak
Mümkünse deniz kenarı bir yere..Yoğun bir iyot kokusunu hafif rüzgarlı ama güneşli bir sabahta içime çekebilmek için.. Mümkünse genellikle sessiz olan ama isteyince gürültü ve kalabalık da bulabildiğim bir yere..Denizde saatlerce kalabileceğim, balık tutmanın tadını anlayabileceğim, saçma konular hakkında konuşarak saatler geçirebileceğim, gün ortası uykum gelirse akşamı beklemek zorunda kalmayacağım, yetişmem gereken yerler, toplantılar, insanlar olmayan bi yere..İnsanlarını koşulsuz sevebileceğim, bahçemde meyve ağaçları (özellikle limon) ve minderlerle hamak bulunan bir yere..
Bana buraları unutturacak; hayatı yaşamak için emekliliği beklemenin absurdlüğünü bana hatırlatacak, uyandıracak bir “hadi”ye bakıyor herşey…
Neyse..çok işim var şimdi hayal kurma zamanı diil :) Hadi diyen de yok zaten..
zynp
Öğle yemeğinde arkadaşlarla sohbet ederken; herkeste bir dert bir tasa olduğu ortaya çıktı bir kez daha..herkeste bir gitme fikri; ya içinde bulundukları durumdan ya da buralardan..
“Ben mesela..” dedim; “bir arkadaşım, bir tanıdığım ya da tanımadığım ama gözümün tuttuğu biri :) bana hadi zeynep gidiyoruz dese gidicem”…
bkz: gözü tutmak
Mümkünse deniz kenarı bir yere..Yoğun bir iyot kokusunu hafif rüzgarlı ama güneşli bir sabahta içime çekebilmek için.. Mümkünse genellikle sessiz olan ama isteyince gürültü ve kalabalık da bulabildiğim bir yere..Denizde saatlerce kalabileceğim, balık tutmanın tadını anlayabileceğim, saçma konular hakkında konuşarak saatler geçirebileceğim, gün ortası uykum gelirse akşamı beklemek zorunda kalmayacağım, yetişmem gereken yerler, toplantılar, insanlar olmayan bi yere..İnsanlarını koşulsuz sevebileceğim, bahçemde meyve ağaçları (özellikle limon) ve minderlerle hamak bulunan bir yere..
Bana buraları unutturacak; hayatı yaşamak için emekliliği beklemenin absurdlüğünü bana hatırlatacak, uyandıracak bir “hadi”ye bakıyor herşey…
Neyse..çok işim var şimdi hayal kurma zamanı diil :) Hadi diyen de yok zaten..
zynp
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)