yeni bir hayat arıyorum..

hayatın içinden hızlı trenle geçiyorum..

kenardaki insanları,
evleri,
ağaçları,
hayatları
birbirine karışmış flu halde görüyorum..

netlik yok,
incelik yok,
anlayış yok,
algı yok...

ben, büyümeyi bitirdim artık;
yaşlanıyorum..
yalnızlığı bitirdim;
üşüyorum..
ben aşkı bitirdim artık, güveni bitirdim..

yeni bir hayat arıyorum...


zynp

Yorumlar

Emre dedi ki…
hayatın içinden hızlı trenle geçerken insanları, ağaçları, evleri , çatıları, oynayan çocukları, tarladaki köylü kadınları, kahvede oturan amcaları, penceredeki ezo'yu, pencere altındaki kamili(:P), çamuru, karı, güneşi ve geceyi flu değil apaçık görmek istiyorsan iki seçenek var önünde. ya derhal o trenden aşşağıya atlayacaksın ya da ilk durakta durmasını bekleyeceksin.

eğer o trenden inmem mümkün değil diyorsan insanları, ağaçları, evleri o trene sen taşı...

o trenin içinde sen bul..

seni o trenin içinde yaşamaya hapseden veya yaşamaya ödüllendiren koşullar ve Tanrın elbette treni tek vagonlu yapmamıştır. yeni bir hayat başka bir vagonda olabilir...

:))

Sevgiler..
zeynepaltuntaş dedi ki…
evet doğru söylüyosun..
bi zamandır; biletti, suydu tuvaletti bahanesiyle dolanıyorum koridorlarda kompartmanlar arası :))
saol..
Emre dedi ki…
tren yolculuklarımda hep kafa çekmişimdir..

benim gibi ayyaşlara yaklaşma arkadaş tavsiyesi olsun :)

rica ederim bu arada...
zeynepaltuntaş dedi ki…
heheh tmm..
yaklaşmadan anlaşılıyo mu ayyaş oldukları peki?..
herkes sölemez böle..
Emre dedi ki…
kompartmana girmeden önce penceresinden bak, bardak şişe vs var mı diye..

eğer benim gibi vişne suyu şişelerine şarap doldurmuşsa odaya girdiğinde koku almaya çalış..

koku da yoksa.. yakın münasebet kurmadan anlayamazsın sanırım...

ben su şişelerine kanyak, vişne suyu şişelerine şarap doldururdum..

bir gün afyonda 2 hırbo bindi. inşaat işçisiymişler.. 2 çantaları vardı. bizim önümüze oturdular, tren hareket edince çantayı bir açtılar. içinde yeni rakı lar, biralar, absolutlar, " ulan tekel i mi soydunuz? " dedim ... sölemediler ama onun gibi bişeyler vardı sanırım. çok cömerttiler paylaştılar bizimle :)

hehhe
mcsarica dedi ki…
netlik ve algı kaybı, anlayış isteği/kaygısı hep yorgunluk belirtisi zynp hanım, şöyle uzunundan bir tatil lazım size bence :)
çok akıl verir vari birazda tıbbi oldu yorumum galiba ama şiire yorum yazmadan geçemedim, az ama öz olmuş. sevdim.
selamlar.
Adsız dedi ki…
güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayattan lezzet alır.her trene bindiğimde aklıma şu gelmiştir; 10 tane 15 tane 1000 tane hatta çok daha fazla vagonu arka arkaya dizsek bile nafile, bir lokomatif olmadan yani gücü kendinden olan, kuvvetini kendi zatından alan bir kudret olamada hiçbir vagon hareket edemez.neden hayat terninin vagonunda olalım ki?lokomotif olmak varken...ve treni sen yönet,ister dur ister yavaşlat.ya da; inasan zaten yaratılıştan makro alemin yani kainatın mikro planıdır.treni yavaşlatmadan veya inmeden sadece şimdiki adıyla empati, -ama benim sevdiğim eski tabirle 'hal ile hallenmek'- yaparak zaten o gördüklerimizi yada yanında olmak istediklerimizi içimizde yaşayabiliriz.yapmamız gereken tek şey kendimizi tanımak.yani trenin yol haritasına kendi benliğimizden geçen yolu koymak.tabi en önemlisi de başka trenlerin camlarından kendimizin de görünmesini sağlamak.
zeynepaltuntaş dedi ki…
her yazdığımı belli anlarda bizzat hissetmeme rağmen ben bu duygulara takılıp kalmıyorum; ama aklımdan geçiyor bi şekilde.. yine de dışardan bakıldığında sanırım umutsuz, karanlık ve haliyle "çirkin" görünüyorum..
gene de bazı durumlarda sanat sanat için, biliyorum :))
Adsız dedi ki…
kusura bakmayın ama sanat sanat içindir felsefesi bence yemek için yemek gibi.halbuki biz kısa vadede doymak uzun vadede ise yaşamak için yeriz.sanat için sanat, hayır olamaz.kısa vadede içimizdeki duyguyu estetiği ifade için uzun vadede ise kalıcı olup başkalarına fayda sağlamak için sanat.herkesin karanlık ve umutsuz halleri ve bu haller sonucunda çirkin göründüğü halleri vardır.ama umut ve korku-benim sevdiğim tabirle havf ve rec'a (korku ve ümit)- arasında ince çizginin üzerinde durabilmeli insan bence.evet kalıcı değil belki bu durum ama bizi biz yapan kalıcılığımızın birer parçası.ve sizi bu yönüyle takdir ediyorum.çirkin taraflarını açıkça söyleyemez herkes.yine haddimi aştım sanırım kusura bakmayın.
zeynepaltuntaş dedi ki…
farklı sebeplerle bazen yemek için de yeriz ruh halimizin yansıması olarak..doğrudur demiyorum böylesi ama yaşanmıyor asla da denemez..
tüm çirkinlik ve güzelliklerim kabulümdür hepsi bana aittir arkasındayım hepsinin..sevgiler
Adsız dedi ki…
'güzelliklerimin ve çirkinliklerimin arkasındayım' sözünüz aklıma şunları getirdi; insanların içi dışlarına çevrilse, dahili olanlar aksetse beşerin harici yüzeyine! söylesenize kaç kişi dışarı çıkabildi? kim kimin yüzüne bakabilirdi.sevdiklerimizin yüzüne nasıl bakardık,sevdiklerimiz kim bilir bizden nasıl kaçardı? bu düşünce hep meşgul etmiştir zihnimi,ve daha çok uzun süre de edecek.halbuki iç dünyamızın en mahrem yerini, kimselerin el değemediği, herşeyiyle kendimize ait olan, tamamanen kendimiz olduğumuz o yeri ve orası hakkındaki herşeyi bizden çok daha iyi bilen bir varlık var.yaratıcının karşısında yapmaktan çekinmediğimizi yaratılanların karşısında yapmaktan ne kadar kaçınıyoruz.' bu ne yaman çelişki anne'!!! hesabını gönül rahatlığı içinde verebilecek durumda olmak her zaman, daima gönül huzuru içinde kalmak; mutlulukların anlık olduğu bu dünyada,'cehalet mutluluktur' mülahazasıyla hareket edip cahil olmadığı için anlık mutluluklarını hayatın geneline mal edemeyen bir insan için ne zor...sanırım 'cesaret' kavramı iyi bir çözüm.cesur olmak lazım.korkmayan değil korkularının üzerine gidebilen cesurdur.ve insan bilmediğinden korkar.bilmek lazım,bilebilmek lazım.ve nihayetinde yani işin hülasası bence, insanın kendisiyle yüzleşebilmesi cesarettir.en çirkin taraflarını karşısına alıp; evet bana aitsiniz ama bataklıkta gül bitirebilmeyi de öğreneceğim/öğrendim diyebilmek.cesur biri olduğunuz izlenimi aldım sizden.ki zaten beşiktaşlı olmanızdan da belli:)))neyse daha fazla uzatmayayım.saygılar

Popüler Yayınlar